} cursor




Nefis cümleden edna,vazife cümleden alâ...

15.1.2009 - rab..!

Kategori: karalamalar
 

Seni yazmaya

Seni anlatmaya Rab..!

Kalemim yetmez.

Seninle,sensiz

Geçen günlerde Rab..!

Azabım bitmez.

Kır kalbimin zincirini

Gir gönlüme Rab..!

Gözyaşım dinmez

Hicranım bitmez

Beni senden ayrı koyma

Ayrı koyma Rab..!

                     kehkesani

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

9.1.2009 - Son akşam yemeği...

Kategori: Alintilar

Rönesans ressamlarının bolca resmettiği akşam yemeği.

Gülmeyenler bahçesinde gülleriyle birlikteydi.

Ecel, kapının dışında sabırsız bir at gibi kişneyip duruyordu.

Artık Allah'ı anlatamayacaktı.

Anlaşılamamıştı…

Havarilerinin yüzüne bakıp bakıp ağlıyordu.

Devrin kralları onu da saltanat peşinde sanmışlardı.

Ağlaması ondandı.

Havarileri bu ateşten yolu yalnız yürüyeceklerdi.

Dar geçitlerden geçecekler, mağaraları mekân edineceklerdi.

Yüzlerine bakmaya kıyamıyordu. Ertesi gün onları göremeyecekti.

“Kim Allah yolunda benim yardımcılarım” dedi. Havariler hep bir ağızdan;

“Biziz Allah yolunda yardımcıların” dediler.

Yerinden yavaşça kalktı…

Onların tek tek ayaklarını yıkadı.

***

Hz İsa (a.s)

Babasız oğul…

Takvimlerin kendisiyle başladığı oğul.

Yalnız çocuk…

Yetim çocuk…

Yeni bir yıla girerken takvimlerin yapraklarını kana bulayanları, çaresiz insanların kolunu kanadını koparanları, göklere yükselen feryatları, kucağında çocukları başlarına yağan bombalardan kaçan anaları görünce Hz Meryem Ana'mızın kundağındaki “babasız oğlu”yla kalabalığın arasından yürüyüşü düşüyor hayalime.

Mabede adanmış kadın, mabede doğru yürüyordu.

İffetine…

İbadetine…

Evladına düşkün kadın…

Kalabalığın arasında yürüyor,

Mescid-i Aksa'ya doğru yürüyordu.

Kucağında o babasız çocuk…

Kundağında o yetim çocuk…

Belki de evladının doğumuna sevinemeyen dünyadaki tek ana.

“N'olaydım, keşke bu iş başıma gelmeden önce öleydim, adı sanı unutulup gitmiş biri olaydım.” diyen ana.

Bir ana için bu sözü söylemek ne kadar zordur. …

Afif bir kadın için bütün zamanların en zor imtihanındadır bu.

Yeryüzü kızlarının ve kadınlarının sabır muallimidir o.

O dar yolların, dar kapıların kadınıdır.

Yürüyordu…

Kederden bir abide gibi yürüyordu.

Suskun…

Sırları saklayan kuyular kadar suskun…

Utangaç…

Derin kuyular kadar utangaç…

Alnı ak, başı dik…

Sükûnuna boğulmuş heybetli dağlar gibi mahzun.

Rabbinin “Neden mahzunsun?” diye sorduğu kadın…

“Bu çocuğu nereden peydahladın” diyenlere aldırmadan yürüyor,

Yumruklar inip kalkıyor, atılan taşlar kanla yere düşüyor ama o durmadan yürüyordu.

Atılan laflara, fırlatılan taşlara aldırmadan yürüyor. Bir melek sıyanetiyle yavrusunun üzerine abanarak yürüyordu.

Kutsal Kudüs topraklarında dünden bu güne ne değişti diye düşünüyorum.

Yine insanlar kan kusuyor.

Yine çocukları kucağında analar korkuyla kaçıyor.

Çocuklar kâbusla uyanıyor en tatlı uykularından.

Korku dalga dalga kabarıyor, Filistin topraklarını yutuyor.

Takvimlerin yaprakları bitiyor ama korkular, acılar hiç bitmiyor.

Silahların gölgesinde açan çiçekler hiç bahar görmüyor.

Korkuyla eziliyor acı çiçekleri.

Bir dilim ekmeğe, bir damla suya, bir kutu ilaca muhtaç insanlar.

Mevsimler hep kış mıdır bu diyarlarda? Kışta açan çiçekler gibi hep kar, hep korku mu yağar bu dallara?

Uçaklar bomba yağdırırken, kolu kanadı kopmuş çaresiz insanlar kan gölünde çırpınırken, beton blokların altında can verirken, vahşet, ekranlardan dalga dalga kabarıp üstümüze gelirken, hep o ayet geliyor aklıma;

“Bilmiyorsun onlar senden sonra neler yaptılar”

Bir gece, Güllerin Efendisi (a.s) sabahlara kadar diline dolar durur bu ayeti…

“Allah'ım! Azab edersen onlar senin kulların, eğer affedersen sen Azizsin, Hakimsin…”

Kim bilir kaç şafak kızıllığını onun gül kırmızı gözlerinden almıştır.

Sonra da sabah olunca sahabelerine;

“Ben Kevser Havuzu'nun başını tutarım. İnsanlar dalga dalga kendilerini suya atarlar.

Susuzluk ciğerlerini yakmıştır.

Ben de onlara kendi ellerimle nurdan kaselerle su veririm fakat bazı kimseleri melekler uzaklaştırırlar;

develerin sudan sürüldükleri gibi.

Ben çok dilgir olurum, çok üzülürüm;

'Ya Rabbi onlar benim arkadaşlarım onlar benim ümmetim' derim.

Cenabı Hak;

'Sen bilmiyorsun senden sonra onlar neler yaptılar…'

Bu ilahi kelamın muhtevasında neler vardır bilemiyoruz ama bildiğimiz bir şey varsa, takvimlerin yaprağı yeni bir yılı gösterirken kutsal kadim topraklarda masum ve mazlum insanların başına yağan tonlarca bombalar mutlaka vardır.

İnsanlığın üzerine zulümle gelenler…

Topluca fırınlarda yakılmak dahil her türlü işkence ve acıyı iliklerine kadar yaşadığı halde, insanlığın bağrına acı tohumları ekenler,

Göklere yükselen feryatlardan haz alanlar…

Kadim topraklarda dökülen kanlar mutlaka vardır o “sen bilmezsin” ikazında.

Peygamberlerin kutsal topraklara ektikleri sevgi tohumlarını yok ettiler. Sevgiye hasret yürekleri parçaladılar.

Çocukların geleceğini, gençlerin hayallerini çaldılar.

“Bilmiyorsun senden sonra neler yaptılar.”

Güllerin Efendisi (as); Ashabına mahşerdeki bu tabloyu anlattıktan sonra;

“Ben de Salih kul Hz. İsa gibi derim.

Cenabı Hak Hz. İsa'ya buyurur ki;

'Ya İsa! Sen mi dedin insanlara;

“Beni ve anamı ilah edinin” diye'

'Ya Rabbi sen de biliyorsun ki ben böyle bir şey demedim…'

Sonrada;

'Ya Rabbi! Eğer sen onlara azap edersen onlar senin kullarındır.

Eğer affedersen sen Azizsin, Hakimsin, affedicisin…' der.

Geceler boyunca Güllerin Efendisi(a.s)nin diline dolanır bu sözler. Sabahlara kadar tekrar eder durur bu ayeti.

Kaynak aynıdır.

Vahiy ırmağı aynı kaynaktan çağlamaktadır.

Çarmıhların peygamberi mahşerde bile kavmi için ağlıyordu.

“ Azap edersen onlar senin kulların” diyerek, Allah'ın merhametine dokunuyordu.

Kavmi ise onun için çarmıhlar hazırlıyordu.

Yaşadığı evin etrafından çekiç ve keser sesleri duyuluyordu.

En iyi çarmıh için yarışlar yapılıyordu. Ecel bir at gibi evinin kapısında kişneyip duruyordu.

O kendine hazırlanan çarmıhların arasında Allah'ın dinini anlatmaya çalışıyordu.

Gözlerinin önünde Peygamber olan iki akrabası Hz Zekeriya ve Oğlu Hz Yahya hunharca öldürülmüşlerdi.

Hem de haksız yere…

Sıranın kendisine geldiğini çok iyi biliyordu.

Onu koruyacak bir babası da yoktu.

O, doğuştan yetimdi.

Babası hiç olmamıştı.

Zalimler, zulümleriyle dalga dalga geliyordu.

Hz İsa (as), bir sonraki gün öldürüleceğini anladığında, inanlarını topladı.

Hepsi on iki kişiydi. Havarilerinin yüzüne bakıp bakıp ağlıyordu.

Devrin kralları onu da saltanat peşinde sanmışlardı.

Ağlaması ondandı.

Havarileri bu ateşten yolu yalnız yürüyeceklerdi.

Dar geçitlerden geçecekler, mağaraları mekân edineceklerdi.

Yüzlerine bakmaya kıyamıyordu. Ertesi gün onları göremeyecekti.

“Kim Allah yolunda benim yardımcılarım” dedi. Havariler hep bir ağızdan;

“Biziz Allah yolunda yardımcıların” dediler.

Yerinden yavaşça kalktı…

Onların tek tek ayaklarını yıkadı.

Bu onlarla son akşamıydı.

Son akşam yemeği…

Son…

Yeni yılda acıların son bulması dileği ile…

                                                      Harun TOKAK

0 YorumYorum yaz!Bağlantı

23.11.2008 - Mertçe Nasihat edebilme

Kategori: Alintilar

Harun !... Allah'tan Kork

Bağdat…

Harun Reşit döneminin ihtişamlı şehri…

Bin bir gece masallarının büyülü Bağdat'ı…

Dicle kenarında şairlerin şiirler söylediği, sarayın büyülü bahçelerinde nedimelerin musiki icra ettiği, nakkaşların çekiç seslerinin semalara yükseldiği ışıltılı şehir…

İhtişamı, masallar söyletmiş şehir…

Değişik dinlerden, ırklardan ve renklerden insanların birlikte yaşadığı barış şehri…

Kaşanelerinin önündeki mermer çeşmelerin lülelerinden, hurma ve bal şerbetlerinin aktığı cömert şehir.

Yüz binlerce ilim adamının, Hadis, Tefsir, Fıkıh gibi ilimlerle meşgul olduğu ilim merkezi...

Eşsiz ve nadide el yazma kitaplarla dolu ilim hazinesi kütüphaneleri barındıran kültür kenti…

Harun Reşit bu ışıltılı şehrin sultanıydı… Abbasiler en parlak dönemini yaşıyordu...

Âlimler, sanatkârlar, cariyeler, köleler Bağdat'a akıyordu.

O dönemin büyük hadis âlimi Abdullah b. Mübarek de Bağdat'a gelenlerdendi. Onun geldiği haberi duyulunca halk, karşılamaya koştu.

Harun Reşid'in bir cariyesi bu manzarayı görünce sebebini sordu, oradakiler:

"Horasan'dan Abdullah b. Mübarek diye bir âlim geldi. Halk onu karşılıyor." dediler.

Bunun üzerine o câriye:

"Sultanlık işte budur, Harun'un sultanlığı değil. Çünkü Harun'un sultanlığında zaptiye olmadan işçiler bile bir araya toplanmıyor" dedi.

Asıl sultanlığın, gönüllerde olması gerektiğini söylüyordu.

Harun Reşit, cariyenin bu sözünü duydu mu bilemiyoruz ama bir hac mevsiminde debdebeden uzak, maneviyatına gömülmüş mütevazı Mekke'ye geldi.

Ka'be'den yükselen bulutlar sonsuzluğa çırpıyordu kanatlarını…

Ka'be'nin kara kollarına bıraktı kendini.

Yüreğine akıyordu gözyaşları.

Harun Reşit nasihate açık bir sultandı. Nasihate ihtiyacını da biliyordu.

Yakın dostu Fazl b. Rebi'ye; “Fazl, bana bir adam bul ki bana iyi bir nasihat etsin” dedi.

Sonrasını Fazl anlatıyor:

“Onu gündüzleri oruç, geceleri kıyamla geçiren büyük bir Hak dostunun yanına götürdüm.

Fakirlik ve yoksulluk içinde yaşayan birisiydi.

Harun Reşit'le oraya vardığımızda evinde ibadetle meşguldü. Halife, kendisinden nasihat istedi.

Uzun uzun nasihat etti.

Ayrılırken Harun Reşit, 'Bir ihtiyacın var mı?' dedi.

'Olabilir.'

Bana, 'Bunun ihtiyacını gör' dedi.

Bir kese altın verdim.

'Arkadaşın beni doyurmadı, tatmin etmedi' dedi.

Bir başkasına gittik.

Harun Reşit 'Bu da önceki gibi' dedi.

'Beni hakikat eri birine götür de iyi bir nasihat etsin; çok ihtiyacım var' dedi.

Peri masallarına denk bir yaşamın hüküm sürdüğü Bağdat'ın Sultanı, kapı kapı dolaşıyordu.

Aklıma Fudayl b. Iyaz geldi.

Yolda giderken halifeye onun hikâyesini anlattım.

Ömrü kervan soymakla geçmişti Fudayl'ın.

Bir gün bir tepenin arkasına saklanmış uzaktan gelen kervanı gözetlerken bir ses duymuş, 'Fudayl! Şu anda seni de gözetleyen biri var.'

Ateşten bir gömlek sarmış bedenini.

Günah yollarında doludizgin koşan Fudayl, bir anda iki ayağı birden kopmuş gibi yıkılmış.

Yüreğinden yediği okla kıvrılmış, büzülmüş bedeni. Ellerinin arasına gömmüş başını.

O gün duyduğu sese kulak vermiş ve soyduğu bütün kervancıların hakkını ödeyip kendini Hakk'a vermiş.

Fudayl'ın evine de gelmiştik.

Kapıyı vurduk. Bekledik… İçerden ses gelmiyordu.

'Yanımda devrin halifesi var, kapıyı aç' dedim.

'Benim devrin halifesi ile ne işim var !' diye seslendi.

Allah'ın adını araya koyunca açtı ve karanlıkta bir köşeye çekildi.

Harun Reşid'in yumuşacık elleri, Fudayl'ın nasırlı ayaklarına dokunduğunda;

'Bu eller ne güzel keşke cehennemde yanmasa' dedi.

İlk nasihatine başlamıştı:

'Harun! Sana nasihat edilmez, sen nasihat edilecek adam değilsin. Sen halife olurken kime sordun? Ömer bin Abdülaziz halife olduğu zaman arkadaşlarını çağırdı. Hz. Ömer'in torunu Salim bin Abdullah'ı, Tabiinin büyüklerinden Muhammed bin Ka'b'ı çağırdı ve; 'Ben, ciddi bir yük altına girdim. Allah, neden bununla beni imtihan etti, bilmiyorum. Allah aşkına bana yardımcı olun; beni yalnız bırakmayın' dedi.

Muhammed bin Ka'b;

'Mü'minlerin küçüklerini evladın, emsalini kardeşin, büyüklerini baban bil; hürmet saygı ve şefkatten bir an olsun ayrılma.' dedi

Reca bin Hayve;

Ya Ömer! Halifesin. Nefsin için istediğini, başkaları için istemezsen gerçek mü'min olamazsın ” dedi.

Salim bin Abdullah:

'Ömer! Öyle bir oruç tut ki iftarın ölümün olsun, dosdoğru yolda olmak istiyorsan, nefsanî isteklerini terk et.”dedi.

'Harun! Sen kime sordun, kime danıştın. Deden Hz. Abbas, Peygamberimiz (S.A.V)'den valilik istedi;

Ben isteyene değil, dolu dizgin kaçana veririm' buyurdular.

Harun! Allah'tan kork, sen ise dolu dizgin koştun hilafete'

Harun Reşit, çatlayacak hale gelmişti; ağlıyor, Fudayl'ın ayaklarına kapanıyordu. Arada bir de 'devam et' diyordu.

'Yeter, halifeyi öldüreceksin' dediğimde, onu, asıl siz öldürüyorsunuz, pohpohluyorsunuz, dünyaya davet ediyorsunuz, ben ise onu diriltiyorum.” diye çıkıştı bana.

Ayrılma vakti geldiğinde Harun Reşit, ona da 'Bir şeye ihtiyacın var mı?' dedi.

'Var. Çok şeye ihtiyacım var. Borçluyum ama Rabbime olan borcum her şeyi unutturdu. O'na öyle medyunum ki…'

'Sana bir kese altın vereyim borçlarını öde.'

'Fesubhanallah! Ben, seni ahirete çağırıyorum, sen beni dünyaya. Bu ne utanmazlık!'

Dışarı çıkınca yan odadan bir kadın sesi duyuldu.

'Ne olur Allah aşkına! Bir şey alsaydın; iki günden beri boğazımızdan hiç bir şey geçmedi. Günlerden beri açız. Zaten ölmeyecek kadar yiyip içiyoruz.'

'Biliyorum açsınız fakat nasihat ettiğim bir devrede beni bir sığır gibi boğazlatmak mı istiyorsun?'

Harun Reşit;

“Arkadaşın beni doyurdu. Beni hep böyle hakikat erlerine getir.”dedi.

***

Bu Ramazanda da iftar topları yerine savaş topları patlıyor Bin Bir Gece masallarının Bağdat'ında.

Acılarla sarsılıyor, kıvranıyor Harun Reşit'in ihtişamlı şehri.

Açlık almış kollarına, sıkıyor insanları.

Bir zamanlar mermer çeşmelerinden bal şerbetleri akan Bağdat'ın sokaklarından kanlar akıyor.

Kanıyla Kur'an yazdıran Kral Saddam'ın Fudayl b. Iyaz gibi bir nasihatçisi olmadığı gibi doğruyu söyleyecek bir dostu da yoktu.

Ve baha biçilmez değerdeki ilim hazinesi kütüphaneler yok edildi. Bir medeniyetin külleri savruldu Körfez'in karanlık sularına.

Kıyısında şairlerin şiirler okuduğu Dicle'nin sularına karıştı mor mürekkepler.

Hülagu zamanındaki gibi…

Zaman değişti, zulüm değişmedi.

Hüznü bir şal gibi bürünerek, dertlerine gömülmüş ağlıyor Bağdat.

Biz ırak olsak da, Bağdat, bize ırak değil. 

                                Harun TOKAK

2 YorumYorum yaz!Bağlantı

4.11.2008 - ARZUHAL ASTIM RÜZGARA

Kategori: siirler
hayalde düşte gezerim
Mevlam Seni bulmak için
yağmurda yaşta gezerim
Mevlam Seni bulmak için


bir tahıl, bir un olurum
yolunda dil-hun olurum
daha çok mecnun olurum
Mevlam Seni bulmak için


soyundukça kazanırım
çukur kazar uzanırım
gök olmaya özenirim
Mevlam Seni bulmak için


kervan çıkardım yollara
ders olsun cümle kullara
hem zenginim hem fukara
Mevlam Seni bulmak için


Sen işledin nakışımı
Sen sağladın akışımı
gör boynumu büküşümü
Mevlam Seni bulmak için


yüreğim dilim dilimdir
niyazım kilim kilimdir
rehberim aşktır ilimdir
Mevlam Seni bulmak için


KARAKOÇ der: yaktım çıra
masivayı dizdim tara
arzuhal astım rüzgara
Mevlam Seni bulmak için


Bahaettin KARAKOÇ
2 YorumYorum yaz!Bağlantı

10.10.2008 - ve hep temiz kalsam

Kategori: karalamalar

Bir daha hiç uyanmasam

Açmasam gözlerimi dünyaya

Görmesem kirini pasını

Ve hep tertemiz kalsam…

                               kehkesani

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Son Sayfa • Sonraki Sayfa ->

Links

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

  • Alintilar
  • Dua
  • hurafeler
  • karalamalar
  • kissadan hisse
  • kucuk sey yoktur
  • mesajlar
  • pirlanta
  • resimli yazilar
  • serbest kursu
  • siirler
  • soru-cevap
  • Her Telden

    TC Kimli No
    Emekli Sandığı
    SSK
    Bağkur
    Vergi No Sorgula
    Döviz Kurları
    Yol Durumu
    Hava Durumu
    Kartpostal
    Kur'an Dinle
    İmla Klavuzu
    Türkçe Sözlük
    Sanal Kütüphane
    Türkiye Haritaları
    Ülkeler Haritaları
    Dünya nüfusu
    Dünya Radyoları
    Dünyada Saat
    Son Depremler
    En Yakın ATM
    İlaç Fiyatları
    Tıbbi Sözlük
    Türksat Frekans
    Bitkisel Çaylar
    Bitki Tedavisi
    Renklerin Dili
    Çiçeklerin dili
    Rüya Tabirleri
    Yemek Tarifleri
    Yemek Ara
    Kalori İhtiyacı
    İdeal Kilonuz
    Yaşam Süren
    Doğumgününüz
    Renk Körlüğü
    Makro-Mikro
    Hiyeroglif Yazı
    Masalı Sen Yaz
    Mesaj Panosu
    Refleks Ölçer
    Sevgi Ölçer
    Stres Ölçer
    Şaka Şaka
    Tehlikeli
    Adsl Kotanız
    Hızlı Pc-Windows
    Vcd Kes-Yapıştır
    Video Birleştir
    Pc'de Temizlik
    Bilgisayar Terimleri
    Bilgisayar Topla
    Büyük Dosya aktarımı
    Domain Kontrol
    Sürücü Bul
    İlk 100 Türk Web
    Ana Sayfa
    İlk 50 Program
    İnternet Hızınız
    İşaretler
    İnternet Terimleri
    İp İnceleme
    Kısa Yollar
    Pagerank'ınız
    Pc-Ofis Çözüm
    Renk kodları
    Sitenizin Eski Hali
    Sitenizin Hızı